Tüm sevilmelerden özürler diliyorum.
Aşkı, karşıdan karşıya geçerken yalnızca soluna bakmak sanıyorum. Yeşillerde durmuşluklarım çok imiş. Öyle derler.
Galata'dan seni izlemişliklerimin yanında az.
Hey gidi İstanbul,
Trakyalıya 'Ey gidi İstanbul',
koca şehirsin!
Yalan söyleyen her ağızda çiğnenen, iki gram sevdanın içtiği koca(!) şehir.
Büyüksün eyvallah da içi sen dolu olmayanlar 'ceketi sol omzuna asıyor'.
Kaldırımlarında uyuyanlarla sana tepeden bakanlar için aynı güzel değilsin. Çocukların ulaşamayacağı yerlere koyulmalısın.
Oturduğu evin tuğlasına aşık olan da var, açılan kapının kilidini çevirene de. Ceketi de seven çok omzunu da.
Ağzıma tek lokma sürmediğim sabahlardan derleme seneler domateslerin içine çekiliyor.
Tuzu fazla kaçınca hislerin, takvimin sayfaları yüz buruşturuyor. Atlamadığım tek öğün kahvaltıdır oysa.
Sıcak ekmek ağzıma koyana kadar soğur. Peynir gücenir, zeytin yüz çevirir.
Telgrafın tellerine mandallanır mektuplar.
Kafamın dumanından çıkan güvercinler, ağızlarında notlarla.
Öpecek uzaklıkta beklese bile olmuyor olmayınca. Bilemediler.
Mektuplar vuruldu, güvercinler yırtıldı. Daha neler.
Avcının başucuna ahımı bıraktım. Yırtılan uca da bir acı.
Masanın üstüneyse balık ile yeşillik.
Tüm içip içip sevenlerden özürler diliyorum.
Ben, içince ayılıyorum.
Hey gidi eylerim artıyor. Kısa cümleler kuruyorum bu civarlarda.
Hem sonra denize meyilim var.
Havadislere göre: yüksekte zor nefes alan tepelerin lavları bir soluk kadar uzağa ulaşmış da zorlanmamış soğurken.
Malum, meltemler geceye has. Ne eserse karanlığa eser.
Hem varsayalım tek derdim bu şehir.
Gel gelelim ki o kadar sevilmedim.
Hatırlıyor musun hiç? Öyleyse sileyim İstanbulları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder