2 Temmuz 2016 Cumartesi

Gönlünü sevsinler

"Doğarken ağladı insan..." Gülmeyi sonradan öğrenecekti. İlk adımlarını attı insan, bin bir neşe cümbüş eşliğinde belki. Düşmeyi sonradan öğrenecekti. Suyu beden isterdi, çayı içmek gönül işiydi. Çok sonraları manalandıracaktı: demlendikçe, süzüldükçe. Yola kalabalık çıkılmıştı halbuki, yalnızlığı kavramasıyla ayak izlerini fark etti. Koştu, nefes nefese kalana dek. Etrafına elbet bakıyordu da görmesi geç, oldukça geç oldu. "Neler gördü bu gözler, neler demledi bu gönül?" diyecekti sonraları. Sonralardayız, belki sonlara yakın olanından. Merağı dinecekti insanın, bitişlerden söz açıldığı vakitlerde. Nefes nefese, her alıp verdiğinin kıymetini bilmeden ordan oraya savurdu kendini. İki kuruş da etmedi ya soluğu. Hele zararı karşılayamadı gözünün iki damlası. Soluklanayım ilerde bir yerde diye diretti bir müddet. İki lafın belini kırmak için midir, boğazından sıcak bir şey geçsin diye midir. Çayını içeceğini davet etti masasına. Gönlünden içesi geldiğini, gönlünce içmek istediğini. 
İki sandalye çekili masanın etrafına. Belki iskemle. Bir ihtimal tabure.
Rahat edemeyip kalkanları, öylesine uğrayanları çok oldu. Aldanmayı öğrendi insan, sevmeyi öğrenmesinin arifesinde. Şekersiz içtiği çayı defalarca karıştırdı; tat almayı bekledi. Nafilelere alışacaktı. 
Çayı da soğudu, kalkamadı masadan. Sırtını doğrulttu, ellerini açtı iki yana, boğazını temizledi birkaç defa. Yutkundu yutkundu. Kalkamadı masadan. Hem soğuyunca ayaklanır giderim dedi hem ellerini bardağa bile değdirmedi ki sıcak kalsın. Kendini çözememeye yeni başlıyordu. 
Masa, belki sehpa. Bir ihtimal komidinin üstünde boş bardaklar birikti. Gönülden incelmişti, fincanları sevemiyordu. İki güldü, yer açmaya hazırlanıyordu mutluluğa. Bardak sayısı arttı ardından. Boşluk ne denli keskindi cam ne çok batar bilmezdi ama birleştiklerinde insan belini doğrultamıyordu demek ki. Kalkacak mecali kalmadı bir süre sonra, hatrına getirmedi bile. 
Her gün ağırdığında ince bellilere bir selam çakıp gözünü açtı. Boşlar, ama dokunulmuyorlar. 'Az önce demledim'li anne çayına çalarcasına kaynardı. Birilerinin nefes seslerini duyup "Çayınızı tazeleyeyim!" diye coşkuyla zıplıyordu yerinden. Bir dem daha koyuyordu sonra. Açık içmesine rağmen; beklemek sona çalan koyuydu. 
Boğazını yaka yaka bir şeyler iniyordu aşağıya doğru. Çay kokuyordu buram buram. Noksanlaştıkça, ağzının kenarından kaçmasın diye özenle beslediği tüm hisleri delik deşik edildi. Sevdi diye binlerce gocundu. Bardakları devirdi bir gün. 
"Ne diye akıl edemedim bunca zaman?"
"Kalkıyorum merak buyurmayın." dedi. Kalkamadı, merağa yeltenmediler. Kırdığı bardak son içtiği miydi asla bilemeyecekti. Nerden oturmuştu şu kahrolası yere? Soluklanmalıydı bir köşede, burdan uzakta. Tenine bulaşan acılara nereye süreceğini şaşırıyordu. Belini doğrultamadı fakat hasta da kalmamalıydı. Ola ki tez demlediğinden içeni gelirse hasta ziyaretinin kısası makbuldür diyip ayakkabılarını dışarda giyecek kadar aceleci davranmasın. Yenideni öğrenecekti, sonların arifesinde.
Soğuktan çatlayan ellerini öptü bir gün biri.
"Koy içeyim bir çayını!"
"Nasıl olsun?" dedi, konuşmayı dahi anımsamaya çalışarak.
"Gönlünce olsun." dedi adam. Masayı öptü, sandalyesine minnetler duydu. Kalkamıyor oluşlarına tebessüm etti. 
Bir gün canının yanan yerlerini sevdi biri. Gönlünce sevdi. Elbet zordu. 
"Hadi, soğutma çayını!" dedi bir ihtimal kalkamamak için içmez diye düşünerek.
"Gönlümce içerim." dedi adam.
"Kabul!" dedi kadın.
Gönlünü sevsinler diyordu içinden. Belki gözlerini. Bir ihtimal seni.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder