Kadarların rotasını çizememişken yolunda gitmeyenlere kulp takmak haddim olmamalı halbuki. Düne kadar felsefenin bağırdığı değişime dahi kulaklarımı tıkamışken yeri geliyor iki satır öncemi tanıyamıyorum. Bir önceki nefesimi almadan önce düşünmemiştim bunu henüz. Mesela. Sınırlar ve çizgiler üzerinde çalışmaya başlamam gerekiyor. Mesela kavramlar. Sözlük anlamlarını değil, bizde uyandırdıklarının bahsini konuşuyorum.
Günlük kahve miktarını aşarım hep. Konuşurken duracağım sınır dahil köşelerden taşan birine dönüştüğümü seziyorum. Taşırdığım her şey dışarıya hacmi kadar etki ediyor olsa kaldırılabilir bir kuvvetten söz edebilirdik. Gel gelelim durum o kadar formüle yakın, kağıt üzerinde hesaplanası mevkide değil.
Ilık bir rüzgar dokunuyor bazı omzuma, seneler öncesinden farksız. Sevgili diyor, ne denli sevilmeli bir öğrenemedin. Dost diyor, ne denli sadık bir kapamadın. Hatta diyor ailen, ne denli yanında çözemedin. Hislerimi eğitemiyorum efendim ben. Rüzgarın nerden estiğini bilmiyorum, sanki ivmesi yetecek samimiyetini ölçmeye. Saçlarımı ıslatan yağmur benden daha hakim hayatıma. Otur kalk diyemiyorum yüreğe, git gel de yapamıyorum, iç ye diyemiyorum hiç dostlarıma. Oturan kalkmayacak sanıyorum veya gidebilir kalabilirleri anlatamıyorum. Kendim ne diye hep burdaysam. Masama oturmuşların lokmalarını saymıyorum, silip süpürsünler ortalığı ne var? Karın tokluğumu umursamıyorum da bugün yemeğimin üçte biri dahi bana ait değil. Ve şu kafamda tutulmaması gereken ne varsa kök salmış vaziyette her zaman. Unutmamam gereken ne vardıysa da kim bilir hangi kaldırımda? Doğru olan şeylerin istikameti bana teğet geçmiyor pek. Gün geliyor harikaların suyunu çıkarıp çiçek sulayabiliyor, bir gün olasıların peşinden koşup antika fiyatı değer biçiyorum. Öğrenemiyorum değişmeyi. Değişimi en kalabalığından en tekiline tüm zamirlerden kabullendim er ya da geç; velhasıl ben aynıyım. Beş saniye gerideki kendimi karşıma oturtup 'Dökül' desem, gram benzemiyoruzdur. Her gramı için yaş alıyorum gençliğin kollarına poşetlerce.
Ama boynumdaki aynı yaka, değişen deseni; aynı çaysa içtiğim, değişen demi. Bunlardan mütevellittir ki hangi yanlışıma ne denli doymuşumdur ne denli tekrarlanmaz meçhul. Ellerimden düşüp parçalanan her şeyi farklı şekillerde sarıp kollamaya çalışıyorum da düşerse, zemin hala aynı mermer. Ay farklı geceye doğuyor güzelim de sorsan bilincinde midir o da yaptığının. Günlerden çarşamba mı en iyi takvim bilmez, yırtmadığın sürece pazartesi hala.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder